Türkiye mektubu: Gerçek yumuşama Zangezur koridorunun açılmasına bağlıdır…
Türkiye ve Ermenistan’ın “normalleşme süreci” için düğmeye basılmış olduğu görülüyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, özel temsilcilerin en kısa zamanda buluşacağını da duyurdu. Türkiye Bakü’nün bilgisi dahilinde bazı Jestlerde bulunabilir, ama gerçek, herşeyin Ermenistan’ın sınırlarının kesin olarak belirlenmesi, Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğunun Erivan tarafından da kabullenilmesi ve Zangezur koridorunun açılmasına bağlı olduğudur.
Geçtiğimiz eylül ayında, bir grup Türk gazeteciyle birlikte ziyaret ettiğimiz Şuşa dönüşü, Cumhurbaşkanlığı İdaresi Dış Politika Dairesi Başkanı Hikmet Hacıyev ile bir Pazar sabahında kahvaltı masasında buluşmak, gelişmelere dönük doğrudan bilgilenmek açısından önemliydi.
Kendisine, “Ermenistan, 2’nci Dağlık Karabağ Savaşı’nda ağır bir yenilgi aldı ama, bu ülkede yapılan genel seçimlerde yenilgiden sorumlu tutulan başbakan yine galip çıktı. Sizce bu Ermeni halkının artık savaştan da dış maceralardan da bıktığı anlamına geliyor mu” sorusunu yönelttiğimde aldığım cevap, bugünlere işaret eder nitelikteydi.
“Bu sonuca biz de şaşırdık ve çok doğru bir noktaya temas ettiniz, bu sonucu çok iyi tahlil etmemiz gerektiğine inanıyoruz. Biz, muhataplarımıza her zaman, barış ve istikrarın takipçisi olduğumuzu, bölgemizin artan bir ekonomik entegrasyon ile zenginleşerek sürdürülebilir barışa kavuşacağını anlatmaya çalışıyoruz…”
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın, özellikle NATO-Rusya gerginliğinin Ukrayna sınırında çok tehlikeli bir tırmanışa geçtiği bir dönemde, güvendiği güçlerin kendisine yardımı düşünemeyecek kadar meşgul olduklarını anladığını izliyorum.
Soçi’deki toplantı, devamında Brüksel temasları, Erivan’ın alışık olduğu güçlü Moskova ve Batı desteğinin artık kolay olmadığını göstermesi bakımından önemlidir.
Avrupa’nın ciddi sorunları var. Bu sorunların başında kilitlenen ekonomi, yükselen enflasyon ve özellikle şartların tedarik zincirlerini yeniden yapılandırmaya zorlaması geliyor. Ukrayna krizi ise “nükleer kimlikli” bir çatışma alanı olarak varlığını tırmandırıyor.
Durum, Rusya açısından da farklı değil. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in geleneksel basın toplantısında “NATO bizi çok sıkıştırıyor, artık bizim geri çekilecek alanımız kalmadı, bunu anlamaları gerekiyor, bunları diplomatik olarak görüşmeliyiz” demesi Moskova’nın içinde bulunduğu ruh halini gösteriyordu.
KİMSE BİRBİRİNDEN KOPMAK İSTEMEZ…
Rus halkının, artan dış tehditler karşısında zorlukları göze alan bir direniş kabiliyeti olduğunu biliyoruz ama, bu, Rusya’nın günümüzdeki genç kuşağının Avrupa’dan kopmaya yol açacak adımları sempatiyle karşılaması anlamına gelmiyor.
Rusya, Ukrayna krizinin devamında yaşayabileceği yeni bir kuşatmada, tipik bir Asyalı güç olarak Çin Halk Cumhuriyeti ile baş başa kalmak istemeyecektir…

Bağımsız Devletler Topluluğu’nun 30’ncu yılı zirvesinin, Rusya’nın Avrupa’ya bakan yüzünün tarihi sembol şehri St.Petersburg’da yapılmış olması bile önemli bir işarettir.
Zirvenin aile fotoğrafında bulunmayan iki eski Sovyet cumhuriyeti, Ukrayna ve Gürcistan’ın muhtemel NATO üyeliği tartışmasının işleri bu hale getirdiğini izlemek bile bölge dengelerinin ne ölçüde hassas olduğunu işaret ediyor.
Putin, bu iki devletin NATO üyesi olmayacağına ilişkin kesin bir garanti istiyor, NATO ise, kendi içişlerine üçüncü bir ülkenin tehditle yön veremeyeceğini söylüyor.
Krizden kaçış durumu, Almanya başta, Avrupa ülkeleri açısından da geçerlidir. Bugün hiçbir Avrupa başkenti, Rusya ile sonu tam olarak kestirilemeyecek uzun soluklu bir krizden yana değildir.
Bu denklem içinde temas ettiği bütün güçlerden “otur, anlaş” tavsiyesi alan Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın son yaptığı ve Ermeni “megalo ideasını” gömen açıklamalarıyla milliyetçi çetelerin hedefi haline gelmesi anlamlıdır.
Küresel sistemdeki varlığını Türkiye ve Azerbaycan’ a dönük hasmane politikalara ve “tehdit altında zavallı Hıristiyan millet” kimliğine dayandıran Ermeni diasporasının bölgede ikinci bir Ermeni devleti olmayacağını artık kesinleştiren gelişmeler karşısında rahatsız olması normaldir.
Türkiye ve Azerbaycan’ın sürdürülebilir barış sürecini baltalayacak Ermeni milliyetçi ataklarını gelişmelere zarar vermeden etkisiz hale getireceği açıktır.
YENİLMİŞ OLANIN ŞARTLARI OLMAZ…
Erivan’daki siyasilerin ve onları destekleyen Fransa başta bazı ülkelerin bilmesi gereken ana nokta, “yenilmiş olanın masaya şart süremeyeceğidir…”
Aksine, esas olan galip olanın şartlarının konuşulmasıdır…

Azerbaycan, “büyük Ermenistan” hayalleri doğrultusunda milli sınırlarını bugüne kadar resmileştirmek istemeyen Erivan’ı bu alanda Rusya’nın da bulunduğu bir masaya oturtarak önemli ilerlemeyi sağlayacağını biliyor.
Bunun devamı, Zangezur koridorunun açılması başta, bölgede bütün ulaşım ve haberleşme ilişkilerini baltalayan uygulamaların ortadan kalkmasıdır.
Türkiye, Azerbaycan ile ortak strateji doğrultusunda, Paşinyan’ı barış sürecinde tutacak ve bu arada diasporadan gelen emirler ile bu süreci baltalamaya çalışacak unsurların etkisini azaltacak gerekli manevraları yapacaktır.
Bununla birlikte ifade edilmesi bir gerçeği buradan tekrarlamakta yarar vardır:
TÜRKİYE İLE İYİ VE YAPICI İLİŞKİLERİN YOLU, ZANGEZUR’DAN GEÇMEKTEDİR…